Salı, Nisan 29, 2008

Bir Makale / İncesaz


POPÜLER OLMADAN KALICI OLMAK

Popülerlik nedir? Belli bir zaman diliminde, o zamanın kişilerince genel olarak beğenilen, çağın ortak modasını oluşturan şeylere demez miyiz popüler? O zaman bir devrin en çok dinlenilen tarzdaki müziklerine de o devrin popüler müziği diyebiliriz, daha da kısaltıp pop müzik bile deriz buralarda. Yanlış yorumlayıp da bunu bir müzik türü veya tarzı gibi algılamayın; ama o devirde piyasada genel geçer ne varsa popun içindedir. Bir rock şarkıcısı da olur bu, bir arabesk kralı da… Peki bu genel müzik zevkinin dışında bir şey yapıp da yine de beğenilenlere ne demeli? Bir anda -damdan düşer gibi- gündeme oturmaksızın, yavaş yavaş yolunu yapanlara ve içimizde fark etmeden bir yer edinenlere, İncesaz’ a mesela?

Biraz günümüzün popüler müziğinden bahsedelim, örnekler bulmaya çalışalım. Hemen en çok satanlar listeleri arıyorum ve www.sozmuzik.com adresli siteden buluyorum güncel bir “en çok satanlar” sıralaması. Hemen ilk üç sıraya bakınca Demet Akalın’ ın Dans Et, Gülben Ergen’ in Aşk Hiç Bitmez ve Tarkan’ ın Metamorfoz albümlerini görüyorum. Bu albümlerin ortak özelliklerini incelersek, günümüzün müzik alanındaki popülerlik kavramını bulabiliriz. Bu üç albümün de geneli hareketli parçalardan oluşuyor, bu hareketli parçaların da altyapısını elektronik müzik, yani bilgisayar yardımıyla yapılan müzikler oluşturuyor. Dünya müziklerine baktığımız zaman da elektronik müziğin yükselen değer olduğunu, yeni çıkan müzisyenlerin elektronik müzik ağırlıklı müzik yaptıklarını, eski müzisyenlerin ise elektronik bir yapıyla yeni şarkılar ürettiklerini görüyoruz. Listemize dönmek gerekirse Türkiye’de de durumun pek değişik olmadığını görüyoruz. Yeni müzisyenler elektronik müzikle üretime geçmişken, daha eski olanlar yeni parçalarını genel zevke uygun elektronik bir yapıyla sunuyorlar. Bu bilgiler bir tarafta dururken diğer yandan da İncesaz’ ı biraz tanıyalım.

Sarayda yüksek kaliteli müzik yapan genelde kanun, ney, tanbur, kemençe enstürmanlarından oluşan ve piyasada çalan kabasazdan daha naif bir müzik sunan topluluk demekmiş incesaz kelime anlamıyla, bu topluluğa yakışır naiflikte bir isim. Belirtmeden geçmeyelim bu ayrıntıyı da…

İncesaz 1996 yılında Murat Aydemir (tanbur), Derya Türkan (klasik kemençe) ve Cengiz Onural (gitar) üçlüsünün “başta tanbur, kemençe ve kanun olmak üzere Türk Müziği sazlarının başrollerini oynadığı, çağdaş tınılar, armoniler ve düzenlemelerin geleneksel Türk Müziği makam ve perdeleriyle birlikte yeniden üretildiği bir müzik yapmak” konusunda hem fikir olmalarıyla oluştu. “Profesyonel bir birliktelikten ziyade, gönül teli birbirini titreten üç arkadaşın bir müzikli gönül yolculuğu oldu. Bu birliktelik aynı telden çalan dostların da katılımıyla yeni açılımlara ve taze bakış açılarına yol açtı”. Bakıyoruz şimdi 96’ dan bu yana neler olmuş diye, 5 tane albüm ve bir tane de dizi müzikleri albümü*. Hangisi çok satanlar listesine girdi bu albümlerin? Ben pek böyle bir şey duyduğumu hatırlamıyorum ya da bir klip çekip de televizyonlarda oynattıklarını. Az sayıda programlarda tanıtımları oldu veya yazılı basında zaman zaman yer buldular az da olsa, yine de çok satanlar arasında göründükleri müzik marketler parmakla gösterilecek kadar azdı, onlarda da sadece albümün çıktığı kısacık bir dönem o listedeydiler, asla haftalarca aylarca kaldıklarını hatırlamam. Bence popüler olmamak biraz da onların tercihi. İlk albümleri olan Bir / Eski Nisan’ ı çıkarttıkları zaman bazı gazetelerin kültür sanat eklerinde veya sayfalarında yer almışlar, genellikle benzer ifadeler kullanmışlar kendilerini anlatırlarken : “Bizim amacımız yaptığımız müziği iki ya da üç kişinin bile dinleyip, bizi anlaması ve gönlünden güzel şeyler geçtiğini söylemesiydi.” Bir de demişler ki “Kolay lokma olmamaya çalışıyoruz. Dinlerken biraz zaman ve biraz emek talep ediyoruz. Bunları hak edip etmeyeceğimize müzikseverler karar verecek.” Bu cümlelerinden de anladığımız üzere ilk yola çıkışlarından beri ne herkesin tanıdığı liste başı bir isim olmak istiyorlar ne de tüketimi kolay ve sıradan bir “popüler” müzik yapmak istiyorlar. Kendi tabirleriyle üç kişinin kurduğu “bir hayal” İncesaz. Benim tabirimle ise “camiada tanınan”, yeni tanıyanları da ilk anda etkileyen bir birliktelik İncesaz.

Bir yandan devrin popüler akımlarına bakıyoruz, bir yandan da İncesaz’ a. Kaç müzisyen vardır ki acaba gönülden bir teşekkürü, çok satanlar listesinde olmaktan üstün tutan; popülerlik ya da kolay para kazanma gayesi olmadan içinden geldiği gibi, hayallerinin peşinden koşarak müzik yapan. İşte belki farkında olmadan bu noktada bir ayrıma gidiyoruz kalite ve popülerlik arasında. Yanlış anlaşılmasın popüler müziğin içinde de nice kaliteli olanlar vardır elbet ama esas kaliteyi getiren unsur muhtemelen herhangi bir kaygı gütmeksizin yapılan, içten gelen müziktir, dostluğun müziğe yansımasıdır, farklı bir şey yapmanın verdiği heyecandır. Tabi yine yukarda bahsettiğimin tam tersine böyle saf duygularla yapılan her müzik de kaliteli olacak diye bir kaide yok.

Şarkıların, müzisyenlerin belki de kalitesini en iyi şekilde görmenin tek yolu zamana bırakmak her şeyi. Üzerinden bırakalım birkaç yıl geçsin, o zaman hâlâ sevecek miyiz aynı parçaları, dinlemek isteyecek miyiz, aklımıza bir şeyler getirebilecekler mi? Kısacası kalıcı olacaklar mı? Kaliteyi belki de en kolay anlamanın yolu budur. Düşünelim 97 sensinden bu yana ya da ilk albümlerini çıkarttıkları yıldan (99) bu yana baktığımızda aynı tarihlerde piyasaya çıkan ve bugün de hâlâ dinlediğimiz, sevdiğimiz, yeni albümler yapsın diye beklediğimiz isimler var evet ama ya o yıllardan bugüne kadar çıkıp bir anda parlayıp sonra hiç bir şekilde hatırlanmayan ve hatırlananlardan sayıca kat be kat fazla olanlara ne demeli? Bu insanların çoğu da çıktıkları zaman tüm televizyonlarda, gazetelerde, magazin programlarında isimlerinden söz ettiren insanlardı ama sonra bir anda yok olup gittiler, belki kalanların da bir çoğu, bir müddet sonra yok olup gidecek. Elimizde kalanlar, sanırım yine farklı amaçlar gözetmeksizin kendi içlerinden geleni güzel bir şekilde yapabilenler olacaktır.

Kaliteli müziğin nerde karşımıza çıkacağı hiç belli olmaz; belki İstiklal’ de yürürken bir müzik dükkanının hoparlöründen, belki otobüste yanımızda oturup uzaklara dalmış birinin kulaklığından, belki de Tayfun Talipoğlu’ nun herhangi bir yol hikayesinin fon müziğinden duyarız İncesaz’ ı. Hislerimizdir bize bunun kalitesini söyleyen. Bir dizinin müziklerinde içimize işleyen bir tanbur sesi vardır ya da klasik kemençe, ancak yıllar sonra yazılacak bir makale için yapılan bir araştırmada buluruz neden bu kadar etkilediğini o nağmelerin bizi. Çalanlar aşikârdır çünkü : İncesaz. Popüler olmayanı yaparak, yavaş yavaş da olsa sabırla kendilerine bir yer edinmeyi bilmişlerdir içimizde, biz belki farkında değiliz henüz ama bir yerde dönüp arkamıza baktığımızda İncesaz’ ın izlerini görmemiz muhtemeldir hayatımızda.

İlla ki sıradan olanı, çok tutulanı yapmanın gereksiz olduğunu gösterendir bize İncesaz, aynı zamanda kaliteli şeylerin kolay kolay yok olmayacağını, kalıcı izler bırakacağını da gösterendir. Bunları yazarken İki – Eylül Şarkıları albümünü dinlediğimi; yer yer enstürmantel eserlerle yer yer de Melahat Gülses’ in o duru sesiyle büyülendiğimi inkar etmeyeceğim kesinlikle ama bu da kişisel bir kanıttır makaleme. Popüler müziğin içinde sıra dışı olarak da kalıcı olabilmeye, yavaş yavaş bir yerlere gelebilmeye. Keza çıkış yılı 2002 bu albümün ve ne o zaman ne de şimdinin popüler müziği değil bu; ama altı yıl geçmiş üzerinden hâlâ hayranlıkla dinliyorum. Dinlemişseniz ya da dinlerseniz bir gün umarım etkilenirsiniz siz de, durup üzerinde düşünmeye değer bulursunuz bu naif topluluğu.

Radikal’ in 6 Haziran 1999 tarihli İki isimli Pazar ekindeki köşe yazısında şöyle anlatmış röportaj sırasında denk geldiği bir olayı Nazan Özcan :

Biz sohbetimize devam ederken stüdyonun kapısı açılıyor ve içeri Türk Müziği ustalarından Necdet Yaşar giriyor. Geliş nedeni teşekkür etmek, elinize sağlık çocuklar demek; “Benim bazı ölçülerim vardır. Bir müziğin tekrar tekrar dinlenilmesi istenirse o bir ölçüdür. Bazı müzik vardır, dinlersiniz bir daha aklınıza gelmez onu tekrar dinlemek, bazılarından ise kopamazsınız. İncesaz bunu yakalamış görünüyor, takdir ettim, uzun uzun düşündüm.

Necdet Yaşar’ ın söylediği, Nazan Özcan’ ın da aktardığı gibi, İncesaz bir şeyler yakalamış, yakaladıkları şey ise dinleyenlerin hem takdiri hem de tekrar dinleme hevesi. Kendi dedikleri gibi dinleyenlerden bir kişi etkilenip bunu söylese ya da eline bir enstürman alıp beste yapmaya çalışsa bu şevkle, onlar için daha büyük mutluluk yoktur. Popülerliğe ne hacet!

* Bir / Eski Nisan (1999)
İki / Eylül Şarkıları (2002)
Üç / İstanbul' a Dair (2004)
Dört / Mazi Kalbimde (2005)
Beş / Elif (2007)
& İkinci Bahar Dizi Müzikleri (2000)


NOT : Bu yazı geçtiğimiz günlerde Türkçe dersi için yazılmış bir makaledir, muhakkak hataları vardır eksikleri vardır ama İncesaz' la ilgili bir fikir verir diye düşünerek buraya da koymaya karar verdim. Belki teşvik eder de dinlemeyenler de dinler.

Pazartesi, Nisan 28, 2008

Emir Bey 10 Mayıs Cumratesi Saat 15.45' te Taşoda' da *

Ezgi Hanım ile görüştük, güzel oluyor sevdiğin birilerini görmek eskilerden, ne zamandır görmediğin, özlediğin. Yürüdük İstiklal' de, laf olsun diye pasaja bile girdik çıktık, hava güzel olsaydı çaycıya giderdik ama hava kötüydü o yüzden pek sevdiğim ve değerli konuklarımla gittiğim o sepya tonlarındaki yere götürdüm kendilerini.
Böyle bir yerde yaşamak isterdim ama çok daha eskilerde ya da böyle bir yerde müzik yapmak ama bunlar tabi biraz imkansız hayaller diyelim, böyle bir yerde sohbet ediyorum en azından sevdiklerimle. Her şeyiyle güzel bir mekan bir de Ezgi Hanımcık varsa yanınızda sohbet edecek. Umarım Allah her şeyin en hayırlısını en güzelini onun için nasip eder.
Bu arada efsanevi dostum Emir Yargın Bey Roxy Müzik Yarışması' nın finalindeeee ! Evet evet yaptığı müthiş elektronik parçalarla bir süredir her kulisin gündemine oturan Emir Yargın Bey şimdi de finaldeki canlı performansı hakkında merak içinde bırakıyor bizleri. Şarkılarını hâlâ dinlemediyseniz evvela size bir yuh diyor ardından da tam buraya tıklamanızı emrediyorum, bir de dinlerken yukardaki resme tıklayıp şarkı sözlerini okursanız ilk seferde anlarsınız söz.
Levent Paşa gelmiş bugün, paşa kelimesini belki çocukluktan sonra ilk kez karşılıklı kullandığımız insandır kendisi. Ufakken babaannem paşa torunum derdi onun yeri ayrı. Neyse yanında da bir zibidi musallat olmuş onu da gezdirdik artık ne yapalım. Yok yok Korcan Bey o. Kadim dostlarımızdandır. Çok sevindim bu iki adamla olduğuma günün sonunda. Günün güzel başlayışından anlamalıydım sonunun da güzel geleceğini.

* O başlığı boşuna koymadık yahu boşaltın o günü o saati şimdiden sonra kavga çıkar.

Çarşamba, Nisan 23, 2008

Pols 246

Geçtiğimiz günlerde Tuğçe Hanım ve Ecem Hanım, davetim üzerine bizim okula geldiler. Hem hava güzeldi, hem gezer tozardık, hem bir şeyler yer, hem de fotoğraf çekterdik. Neticede hepsini yaptık, her renkten fotoğraf çektirdik. Bu üstte bulunan pembe olan fotoğraf misal.
Okul turuna çıkarttığım bu hanımefendileri, Tevfik Fikret' e götürmemek ayıp olurdu, ama ayıp olmasını istemezdik, çünkü kibar olmaya çalışıyorduk. Hasılı kelam götürdüğümüz köşkün önünde oturup fotoğraf çekmekle kalmadık, içine girip müzesini de gezdik. Bu oturdukları bank inanılmaz sıcaktı, çok oturmadık o yüzden.
İlk durağımız olan manzaranın sonundaki çimlerde oturup sohbet ettik evvela, gün içinde sık sık yaptığımız gibi bir şeyler de yedik içtik, bu gölge çimler de olmasa okulda otuaracak yer kalmamıştı keza meydandaki çimlerde hem köprü yarışması hem de oyun günü vardı, hem de benim lisem gelmiş onlar geziyorlardı. Böyle garip pozlar da verdik.
Derken günün ilerleyen saatlerinde Emir Efendi de aramıza katıldı, kendisi yorgun görünüyordu gözlüğünü çıkarınca, çıkardı bakınız hakikaten yorgun görünüyor. Adamım hayatı koşturmaca ve keşmekeş oldu, işin üzücü yanı bunda benim payım da çok büyük ama dişimizi sıkacağız az kaldı, mayısı atlattık mı gerisi kolay.
Bakınız bu da mor konulu fotoğrafımız. Bahar geldiğinden olsa gerek tüm çiçekler bir açmış bir açmış ki sormayın. Tabi karıncalar, uçan böcekler, örümcekler de açmışlar bu esnada ama olsun ne yapalım artık. Ecem Hanım ve Tuğçe Hanım kısa bir süreliğine de olsa çalışmamıza kaldılar Indeed grubuyla yaptığımız, beğenip beğenmediklerine Taşoda Konseri' ne gelip gelmemelerinden anlayabiliriz kolaylıka. Ehehe.
Günün en sonunda büyük hocamız Gönül Paçacı sayesinde inanılmaz önemli bir insanla tanıştık, sohbetini, hikayelerini dinleme fırsatı bulduk. Bahsettiğim kişi İsmail Hakkı Özkan. Böyle insalar gördükçe kendimi tam manasıyla bir hiç gibi hissediyorum. Bu kadar kültürlü, bilgili, beyefendi insanlar... Araştırın merak ettiyseniz kim diye ama sanmıyorum ki gerçeğini yansıtacak denli kuvvetli bir anlatıma denk gelesiniz.

Şimdilik diyeceklerim bu kadar, biraz değil baya yoğun bir dönemdeyim, sınavlarımın sonuncu ve mühim olanıyla karşı karşıyayım, yanısıra mayıs ayı konser ayıdır, her tarzdan her yerde bakalım kaç konser olacak bu ay. Hayırlısı.

Çarşamba, Nisan 16, 2008

Şallarım ve Ben

Evet efendim ben artık şalları olan bir insanım son doğum günümden bu yana, ağabeyim sağolsun bana 2 adet -biri koyu kahve diğeri de siyah renkte olmak üzere- şal hediye etmişti. İki gün önce de bir adet vişne çürüğü renklisini Ilgın Hanım' dan yürüttüm ve hâlâ da geri vermedim. Neticede şallarımla çok havalıyım, iett lerdeki bir derebey gibiyim, sanki Kabataş motorundaki bir aristokratım ya da ne bileyim fünikülerdeki bir veliahtım. Neticede şallarımla birbirimize alıştığımız gibi, dış dünya da şallarımla bana alışmıştı. Hatta trend setter (ov yeaaah) bile denmişti Egecan Bey ile hakkımızda daha bir kaç saat önce. Evet gururumuz okşanmıştı, çok havalı hissetmiştik kendimizi. Yani ben hissetmiştim, Egecan Bey yoktu o sırada, ben iltifatı ikimiz adına kabul ettim.

Of neticede konuya giremedim bir türlü. Kuzey kampüsteki study de (çalışma salonunun bizim okulda olanı) notlara göz gezdirirken, Sezi Hanım ve Şebnem Hanım' a denk geldim. Ayaküstü hoşbeşin ardından beni yanlarına davet ettiler ben de ellerimi yüzümü yıkayıp geleceğimi söyledim. Akabinde olaylar şöyle gelişti, study nin yanında tuvalet varmış -bence yeni yapılmış eskiden yoktu gibi- neyse bir giriş bölümünden geçiyorsunuz sonra solunuzda iki kapı var. Bana yakın olan kapı açıktı üstünde bir şey yazıyor mu yazmıyor mu göremedim haliyle, onun yanındaki kapı da kapalıydı ve üstünde erkek tuvaleti işareti vardı. Çok zeki bir insan olan ben dedim ki "ha demek ki ikisi de erkek tuvaleti bunların, kadınlarınki de binanın buna simetrik olan yanında" (öyle bir yan eminim yok). Bunu dedikten sonra açık olan kapıdan girdim, içerde ayrı iki tuvalet kapısı ve iki de lavobo vardı. Ellerimi yıkamaya koyuldum tam bitirip sularını üzerime siliyordum ki kapılardan birisi çatır çutur etti açıldı, içerden bir hanımefendi çıktı, göz göze geldik, gözlerindeki o "yok artıııık" ifadesini gördüm. Ben de tam o sırada eğilmiş elimi yıkarken bir ucu önüme düşmüş şalımı şuh bir hareketle omzuma atıyordum ve istem dışı olarak "ayy ben yanlış mı geldim galibağğ" dedim üstüne. Hayatımda hem görsel, hem işitsel, hem de konsept olarak bu denli feminen olmuşluğum azdır. Ben hanımefendi yerinde olsam "yoo bence gayet de doğru gelmişin" derdim. İstanbulluysam gelmişin değil gelmişsin derdim hatta.

Şalları başta boşuna anlattım sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Neticede bu travmanın ardından -hanımefendinin yaşadığı travmadan bahsediyorum- Şebnem Hanım olabilecek en iyi şekilde konuları toparladı. Şebnem Hanım dünyanın en bilgili insanı bence ayrıca mükemmel çalışan bir beyni var maşallah. Son olarak da bir gün önce de beni yanlarına kabul eden -çalışmak için- Gözde Hanım, Ceren Hanım, Ferhan Hanım ve Pelin Hanım' a da teşekkürü bir borç bilirm.

Salı, Nisan 15, 2008

500. Yazı da Getirdik Maşallah

Padişah gibi adamım vesselam lâle bahçelerinde resimlerim vardır
Ey alem-i bilogır! Lafım hepinize daha şimdiden,
Diyorum ki 9-10-11 Mayıs tarihlerinizi boşaltın ki,
Bu tarihlerden Taşoda Konserleri' ne gelin,
Konserlerin birinde de Emir Bey kadromuzu dinleyin,
Bir diğerinde konuk olarak çaldığımız Indeed grubunu dinleyin.
Daha bakın şimdiden diyorum,
Sonra mazeret olmayacaktır!

Cuma, Nisan 11, 2008

Nisan ve Mayıs Yorgunluğu

Evet ne yazık ki nisan ayı da mayıs (kaplan mı demek istedim ama demedim) ayı da dopdolu geliyor her sene, bir yandan sınavlar, dersler çalışmalar, bir yandan konserler, dinletiler bir yandan da katılmak istediğim aktiviteler ve görmek istediğim insanlar. Eee atalarımız ne demiş önce okulu hallet gerisi kolay, ben de öyle yapacağım inşallah. Bu dönem geçen dönemki fetret devrinden sonra hiç fire vermeyeceğim. Kendi yazdığım fire kelimesini de fayır diye okumuş olabilirim ama yine de Türkçeyi severim. Bana ve Emir Efendi' ye beraber çalacağımız bir yer bulun bu arada, azcık birikim yapmamız lazım.

Pazar, Nisan 06, 2008

Zobın (Sobe' nin Almancası)

Önce unutmadan şuna bir bakın hele ! (Bir Fatih Aksoy eseri)

Bir sobe gelmiş Yalnızlık Okulu' ndan bize harfler var alfabenin tümü bunlarla ilgili bir şeyler yazacağız sanırım ama konuyu tam anlamaım, kendisi vazgeçemediklerini yazmış sanırım ben de aklıma gelen şarkıları yazacağım o zaman bu harflerden.

A : Aklım Hep Sende - Tanju Duru (Şenay Hanım' ın kazandırdığı pek hoş bir şarkı)
B : Brazen - Jukebox (Orjinalinin asla Aslı Hanım' dan aldığım keyfi vermeyeceğini düşündüğüm şarkı)
C : Cayman Island - Kings of Convenience (Geçen lafı geçti bu adalar İngiltere' nin sanırım ordan aklıma geldi)
Ç : Çok Aşığın Var Diyorlar - İncesaz (En etkileyici bir şarkıdır)
D : Delilah - Bumblefoot (Bu adamlar çok iyi baba yau)
E : Everybody Hurts - R.E.M. (Şu an çalıyor ordan aklıma geldi sanki)
F : Flying - Anathema (Taşoda hayallerimde)
G : G.S.T.K.P. - Pentagram (Bir çok harfi eleyecek bir şarkı ismi bu)
Ğ : Meğer - Nev (Ne hoş sözler ne hoş müzik ne hoş yorum)
H : Heroin Breakfast - Freak Kitchen / Hey You - Pink Floyd (İlki sıradışı mükemmel, ikincisi apayrı mükemmel)
I : I Stand Alone - Godsmack (Hile yaptım ehehehe ama şarkı en gaz)
İ : İki Yol - Mavi Sakal (En iyi solo ödülümün sahibi senelerdir)
J : Judgement Day - Whitesnake (Bir de bateriyi Emir Efendi çalsa)
K : Kaçsam Bırakıp - İncesaz (Kaçsam bırakıp)
L : Lemon Tree - Fool's Garden (Merve Hanım pek sever)
M : Michelle - The Beatles (Lemon Beach Garden)
N : Nilüfer - Emir Bey (ahahahzhash gaza geldim)
O : Ocean Spray - Jukebox (Alışkanlık herhalde Aslı Hanım' ın sesi hep tercihim)
Ö : Sevgili Öyküler - Feridun Düzağaç (Hisli şarkılardan)
P : Porke Yorach - Oren Bloedow & Jennifer Charles / Princess - Dr. Skull (İlki bir garip şarkı ama süper, ikincisi derin ağır abi şarkısı)
R : Refugee - Oi Va Voi (Bu yüzyılın şarkısı seçtim gitti bunu)
S : Swamped - Lacuna Coil (Heybetli)
Ş : Keşke - Yalın (Gerçekten pek hoş bu da)
T : The River Dragon Has Come - Nevermore (Of of of)
U : Uzanan - Emir Yargın & Emir Aksoy (Hayatımda duyduğum en iyi trance şarkı)
Ü : Pencere Önü Çiçeği - Erkan Oğur (Hayatın film müziği)
V : Var Mı Hacet - Zeki Müren (Müthiş bir muhayyerkürdi)
Y : Yalnız Şarkı - Mor ve Ötesi (Gencecikken daha adamlar)
Z : Yok Böyle bir şey.

Sanırım istemeden sobenin formatını değiştirdim, siz harfleri alın da ne için kullanırsanız kullanın madem ben de bu platformdan Emir Efendi kardeşimi sobeleyim o zaman.

* Bu liste bir nevi bu aralarki müzik zevkimin bir göstergesi oldu yahu. Dinlemenizi tavsiye ederim.

Cumartesi, Nisan 05, 2008

Nefes Diye Bir Şarkı Var Pek Hoş

Eylül ismi güzel bir isim bence, dün müydü evelki gün müydü Merve Hanım' la konuşurken bunu bir daha idrak ettim bizim sınıfta var Eylül Hanım bir adet, bir adet de bizim sınıfta olmayan ama okulda olan Eylül Hanım var. Aslında daha nadir hatta çok az olmasına rağmen Nisan da hoş bir isim oluyor bana göre, nedense bayan ismi olacak gibi, hatta bu bayan da çilli olacak gibi benettın bayanları gibi falan. Sonra bakayım Mart diye isim hiç yok ama Mert diye çok var. Mesela bir de Temmuz bayramı yok ama Nevruz bayramı var veya ne bileyim bizim evde fazladan Ağustos yok ama fazladan adaptör var. Bu tip şeyler.

Beni her zaman tedirgin eden şeylerden birisi şudur ne zaman önce not almışım yeni hatırladım, Zeynep Kâmil' den bir durak sonrası bizim buralarda Karacaahmet' tir. Durumu şöyle de açıklayabiliriz Zeynep Kâmil hastanedir, Karacaahmet ise mezarlık.

Ayrıca geçen gün de şunu farkettim şimdi misal ben çok ceket hırka palto giyen bir insanım, sürekli de omuzdan asılan ve yanda duran tipte çanta kullanırım ama durum şu ki bu üzerinideki paltomsu kıyafetleri çıkarırken şayet yanınızda çantayı tutan biri yoksa çok sıkılıp üzülüyorsunuz aynı durum giyerken de geçerli tabi. Çantayı omuzdan çıkarıp boyuna geçirisek, bir de bakıyoruz ki iki kolumuz da boş kalıyor artık palto malto ne varsa çıkar giy sonra da boyundaki çantayı çıkar cup diye kola tak. Hayat bayram gibi be !

Çarşamba, Nisan 02, 2008

Efsane Olmak !

Böyle bir takımım olduğu için gurur duyuyorum, sonsuza dek duyacağım da aynı zamanda! Bana evlerini açan ve sevincimizi paylaştığımız Kenan Bey ve Volkan Bey' e nice teşekkürler! Size bu efsane maçta geçen bir diyalogtan bahsedeceğim.

- Yahu avrupa takımları mı bizim izlediğimiz gibi oynayamıyor yoksa Fener mi artık çok iyi oynar oldu?
- Abi galiba ikincisi.

Ayrıca bir kaç dip not :

* Bir kaç apartman ilerdeki komşumuzun kalaşnikofu nerden edindiğini merak ediyorum.
* Havaya ateş açmak yerine sanırım el bombası da atıyor olabilirler.
* Belki de hücre evi baskını var ben fark etmedim.

Fenerbahçem beniiiiim
Biricik sevgiliiiiim
Söyle senden başkaaaa
Kimim var beniiiiiiiiiiim

Seninle ağlarıııııım
Seninle güleriiiiiim
Söyle senden başkaaa
Kimim var beniiiiiim

Salı, Nisan 01, 2008

Boş Lakırdı

Ah aziz gönül dostları, yapılacak pek çok işler var hepsi bir anda kafama üşüşüyor, iyi bir ihtimalle üçte birini unutuyorum bu hengâmede. Az zamanda büyük işler başaran biri olmak istiyorum bunu da bu platformdan belirteyim, bir de az uyuyan ama çok dinç olan insanlardan olmak istiyorum, bir de Nağme Hanım gelsin ki Emir Bey Orkestrası' nı toparlayalım istiyorum, gönlüme göre hafif hafif mırıl mırıl. Sınavlar yaklaşıyor mu bilmem gençler, bakalım bu dönemki maçlardan nasıl çıkacağız, benim umudum var, Mashar Bey' in de hâlâ varmış. Bazen boyna takım elbise giyiyorum.
Bu Hindistan Cevizi (hayatıma yeni girdiği için özel isim statüsünde) çok garip bir cisim sizden garip olmasın değerli okuyucular. Şöyle ki kafasındaki 3 siyah noktanın ikisi sahte birisi gerçek delik ve gerçek delik kanırtmak suretiyle açılınca içinden bir sıvımsı çıkıyor. Bilmiyorum ben yadırgarım böyle bilmediğim şeyleri neyse bu sıvı boşaltılıyor. Sonra elimizdeki ceviz küt diye sert zemine bırakılıyor ve resimdeki gibi hıncından ortadan ikiye ayrılıyor. İçini kazıyarak yiyorsunuz benimkisi güzeldi vallahi. Bekir Sıtkı Sezgin dinliyorum, tavsiye ediyorum.