Cumartesi, Ocak 10, 2009

Telefonumun Başı


'na gelenler, düşmanımın başına gelmesin diyorum azizim. Bundan bir ay belki bir kaç ay evvel bir arama geldi, okuldan çıkmış durağa doğru ilerlerken, hava da yağmurlu ama böyle çiseleme şiddetinde, ben de açtım. Herhalde ilk o zaman üzüldü telefon çok; beni neden ıslatıyorsun diye, halbuki benim de eski telefonum nokia'nın kapsüllerinden, su geçirmeyen darbeye dayanıklı falan bir telefon ki hakkaten de havuza atıp dalıp çıkartmışlığımız var, neticede şimdiki telefonum öyle değil, normal telefon. Bir yandan da üç yaşını doldurdu artık yaşı da ilerledi, neyse o günden sonra çok arada bir de olsa ekranına bir seğirme geldi bunun üzerinize afiyet, hani gözümüz seğirir ya -ki bu durumda hemen bir seğir defteri tutmalıyız gözümüze- onun gibi böyle ekran titrer oldu falan, tabi kış sezonu olunca rüzgarda iki üç kez daha konuşunca telefonun ekran titremesi hat safhaya ulaştı, öyle ki gelen mesajları okuyamaz oldum, sürekli sıcak tutuyorum cebime koyuyorum ısıtıyorum, okşuyorum ama olmuyor ne yazık. Neticede bu sabahki titremesi beni o kadar ürküttü ki kendisini altına bir selpak koymak suretiyle peteğe koydum, zaten o peteği daha yeni yeni kullanmaya başladım gerçekten, ayaklarımı ısıtıyorum, terliklerimi ısıtıyorum falan. Ayağı sıcak bir insandan daha tasasız ve daha idrarsız ne olabilir ki şu dünyada. 


Neyse hasılı kelam telefonu tekrar elime aldım konuşurken, ekran tekrar gençliğindeki gibi, çakı gibi, ama biraz soğukta durdu yine titredi, yine koydum peteğe şimdi yine mis gibi oldu ama çok sıcağa da alıştırmamak lazım işte, yarın öbür gün sokağa yine çıkacağız ne de olsa, sokaklar bir telefon için hiç tekin değil çok çetin, iki oğlan ismi gibi neredeyse hatta birleştirince ünlü bir oyuncu ismi bile olur bir de kapı eklersen sonuna ecnebice. Neyse işte böyle dertlere gark oldum bugünde sormayın halim nicedir, bir de yine bugün Noir Désir'in One Trip One Noise isimli albümünü dinledim ki bazı parçalarının elektronik düzenlenmesi ile yapılmış bir derleme, müthiş diyorum, dinleyin muhakkak diyorum. Muhakkak derken de her heceyi vurgulayınca çok eğleniyorum. Saygılarımla !

9 yorum:

indis lúinwë dedi ki...

telefon üşür de o kadının bacakları nasıl üşümez yahu? böyle de abazan yorumumu yaptım.
geçmiş ola.

Emir Bey dedi ki...

o kadının bacakları fotoğraf yazdan kalma olduğu için üşümez, ben de dahil herkesin dikkatini de bacaklara çektiğiniz iyi oldu =)

indis lúinwë dedi ki...

şalınız hala yerinde ama ahaha.

(bacaklar için utanan surat)

Emir Bey dedi ki...

yazlık şal o =)

troy dedi ki...

unutmadan, telefonunuzun 3 yaşında olduğunu belirterek aslında yakayı ele vermiş bulundunuz. biliyorsunuz ki, 1 insan yaşı 20 ila 25 telefon yaşına denk gelir. yani yaşlanmış işte alet, siz ise hala hunharca davranmakla saygısız bi genç olduğunuzu cümle aleme, ama başta blogun okuyucularına göstermiş oldunuz.

alacağınız olsun.

eğreltiotu dedi ki...

haha şair ne güsel de anlatmış telefona olan aşkını allah ayırmasın sizi, yağmurlu soğuk ayaz kış günlerine yenilmeden bi ömür diliorum sizeee :D:D muhakkak demeye ben de bayılırım ama ne zaman yazsam şöle bi geri döner doğru yazmış mıyım die bakarım

Hanife dedi ki...

telefonu bir de portakal suyunun içine atmayı dene,vitaminsiz kalmıştır zavallım=))

Emir Bey dedi ki...

troy : ben welfare state im ulan benim insanım 90-100 yıl arası yaşar !

eğrelti : kontrol etmek farzdır =)

hanife : olabilir bak dur bir deneyim !

eğreltiotu dedi ki...

bak ben daha yeni dikkatimi bacağa verebildim, hakikaten bacağın söz konusu olduğu yerde telefon teferruattır :D:D