Salı, Mart 30, 2010

Beş Yıllık


Okulda yıllık fotoğrafı çekimleri var bu haftalarda, yani beyaz gömlekli erkek sayısındaki artışı buna bağlayabilirsiniz, bizim politika gençliğin de randevusu olunca sekizimizin de bugün grup fotoğrafı çektirebileceğimize karar verilmiş. Neyse ben de gömleğimle yeleğimi giyip garson kreasyonumu yaptım, üzerine de tabi ki şal ve kolej ayakkabısı bir de ciddi pantolon. Moda bilogırı mı oluyorum ne ahahaha. Her neyse BÜMED'in orda oluyor fotoğraf çekimleri, ben nereden mi biliyorum? Geçen pazartesi randevum var sanıp, tıraş olup -güzelim bıyıklar- ve beyaz gömlek giyip gitmiş lakin randevumun bir hafta sonra olduğunu öğrenip geri dönmüştüm. BÜMED arazisinin ve köşklerinin hayranıyım, delisiyim, aşığıyım. O arazinin tamamı BÜMED'in mi bilmiyorum ama ancak bu kadar güzel olabilir. Biz de sekizimiz grup fotoğrafları için atladık zıpladık stüdyoda, sonra fotoğrafçı baktı, bu gençleri kapalı alanda darlamayayım dedi ve makinesini aldı bizle dışarı çıktı, pek çok açık hava pozumuzu da çekti. Baya güzel fotoğraflarımız oldu ama elimize geçmesine daha bir miktar var. Hah bir de fotoğrafçı bugün stüdyoya girince, okulun en tarz adamı da sensin herhalde dedi, estağfurullah dedim ama içten içe baya gaza geldim ki bu gazımı başta Refik Bey olmak üzere okulda denk geldiğim 20 kadar insanın çok şıksın demesiyle iyice hacimlendirdim. Her zaman yaşlandın diyecek halleri yok ya canım aaa bir gün de yakışıklısın, güzelsin, şıksın, havalısın desinler. Kendime geldim yemin ederim. Ahahah. Baya orta yaş depresyonuna girmişim de haberim yokmuş. Bir de geçtiğimiz günlerde Jazel Hanım'ın müzisyen yönünü öğrendim çok etkilendim vallahi. Müzik ile ilgili pek çok işi kuruttum çevremdeki; umarım kalanlar da yakında kurumaz.

Pazar, Mart 28, 2010

Havalar



Metrobüs ısınmaya başlamış ki bu en tehlikeli şeylerden birisi bence, daha geçen gün Onur Bey ile konuştuğumuz üzere daha okula gitmeden yorgun ve terli olmak insanı çileden çıkartıyor. Neyse üşenmem erken kalkar vapura binerim gerekirse. Facebook'ta Bronx konserinde yapılan Dream TV röportajı dönüyor bu aralar, diğer katılan gruplar gibi ben de röportaja dahil olmuştum; cümlelerim gayet başarılı bir konuşmacı grafiği çizse de tipim baya pespaye, iyi bir sanatçı olmaya bu yönden "namzet" olmadığımı düşünüyorum. Umarım bu lafı müzik kulübünden Can Bey kadar düzgün kullanmışımdır. Onun dışında sahne görüntüleri iyi, bir de biz yaşlı müziği yapıyoruz açıklamamın üzerine Emir Yargın Bey'ciğimin davulla uç derecedeki sert girişi bir miktar tutarsız olmuş ama olsun varsın. Yönetmenimiz olan Can Dizdaroğlu'nun yaptığı çekimlerin montajları ve bir iki rötuşu kalmıştı, onlar da halloldu böylece kendi Bronx videomuzu da paylaşabileceğiz yakın zamanda. Ah akustik konser vah akustik konser diyorum bu arada, üzülüyorum ama yapacak bir şey yok herhalde. Biraz Mavi Büyücüler'i doldurmak istiyorum bir de. Misal bu geçen konserin yazısı yazılabilir, bir iki beste hikayesi yazılabilir bu tip şeyler. Bu üç hafta yani bahar tatili öncesi GGŞ haftalarının en iddialıları. Bir de şu tumblr'ın görünüşüne çok hayranım ama beş senelik geçmişin üzerine blogspot'a ihanet etmem.

* fotoğrafa bakıp bakıp gülüyorum

Çarşamba, Mart 24, 2010

Avant



Evelki akşam otobüsten inip metrobüse yürüdüğüm o mesafede, burnuma müthiş bir yaz akşamı kokusu geldi, hani böyle güzel çiçekler kokar hava da ılık falan olur işte tam öyleydi. Özellikle üstteki kıyafetin ne kalın ne ince gelmesi bu durumu iyice destekledi. Ha derseniz ki bu adam neden pastoral bir yazı yazdı, orasını ben de bilemeyeceğim. O yolun neresinde geldi bu koku bilemeyeceğim keza dört tarafı asfalt kaplı. Bıyık konusunda ilerleme kaydettim, her zamanki gibi kadınların tepkileri olumsuz erkeklerinki olumlu. Bir kaç istisnai tepki hariç. Ayrıca Hayri Bey ile ikili çalışmamız sonunda meyvesini verdi ve ilk albümümüzü yayınladık. Ayrıntıları merak edenler lütfen tam buraya tıklasınlar. Boğaz ağrısı garip bir şey yahu, geçmeyince geçmiyor.

Avantgarde


Aralık 2009'dan Mart 2010'a kadar yaptığımız kayıtları bir albüm olarak derledik ve ortaya böyle bir şey çıktı. Hayri Gökşin Özkoray ile ikili olarak yürüttüğümüz bu proje bir nevi zevk arayışı ve yeniliktir benim gözümde. Kendi yazdığım tanıtım metnini buraya aynen koyacağım.


"Avantgarde"

Hayri Gökşin Özkoray ve Emir Aksoy fiziksel olarak birkaç kez kısa sürelerle bir araya gelmiş olsalar da, zihinsel olarak birbirlerini birlikte müzik yapmaya yeterli bulan iki müzikseverdir.

Bu albümdeki tüm eserler Emir Aksoy’un beyninde bir noktada Tolkien kurgularıyla özdeşleşmiş, böyle vücut bulmuştur. Hayri Gökşin Özkoray ise bu özdeşleşmelere tepkisini mızıkasına yer yer sakin yer yer öfkeyle üfleyerek belirtmiş, dışa vurumcu tavrını doğaçlama gezintilerle birleştirmiştir.

“Avantgarde” takıntıların yanında her an bir Parizyen melankolisine ya da İstanbullu stresine denk gelebilirsiniz, geleceksiniz de.


İstanbul-Paris, Mart 2010


Albümü indirmek için hemen buraya tıklayın, hem de görselleri ve tanıtım metniyle birlikte:




Konuyla ilgili diğer linkler: 1 / 2

Pazar, Mart 21, 2010

Aktif


Şu son üç haftayı düşünüyorum da herhalde 1-2 senelik olay yaşadım. Bundan sonra da böyle devam edecek gibi ama hepsinden mühim olanı sınavlar geliyor. Ba bam bam ba bam (terminazör vurgusuyla okunsun). Sınavların gelmesi her daim havaların güzelleşmesiyle çakışıyor, bir ton garip garip iş. Akustik konser neden ertelendin?

Ayrıca sonradan aklıma geldi, aslında önceden geldi, unuttum hatırladım tekrar. Camcı dükkanım olsa adını kesinlikle Web Cam koyarım. Bu fikri aklıma getiren Dük Cam'a sonsuz teşekkürler.

Cuma, Mart 19, 2010

Dördün İkisi


Okuldaki beş, bölümdeki dördüncü senem olsa da daha hâlâ açılımlar peşindeyim. Bugün senelerin geyiğini, klişesini ters yüz ettim, gerçeğe çevirdim ki bu klişe şudur: Genç insan korolar konserlerinden birini ya da hepsini izler, dinler sonra da diğer genç dostlarına koroya girelim der. Ben kendi kendime dedim, demekle kalmadım, ekstra seçmeleri fırsat bilip, bas açığından yararlandım. Günsu Hanım ve Çiler Hanım'ı da yanıma kattım ve bu yaşımda utanmadan rock korosu koristi oldum. Sırf şef Ceren Hanım ile vakit geçirmek veya havalı orkestra dostlarımızla aynı sahneyi paylaşmak bile yetecektir, bunun yanısıra yeni müziksever insanlarla tanışmak ise her daim heyecan verici gelir bana. Tabi bu aralar ekstra tehlikeli müzikal haller içindeyim, elimi attığım projeleri kurutuyorum genelde, umarım bu giriş rock korosunun eceli olmaz, amin.

Pazartesi, Mart 15, 2010

Toprağa Vermek


Antalya'ya gittik geldik; cumartesi geceyarısı yola çıktık, ilk kez gece yolculuğu yaptık ağabeyim de ben de, sanırım üç saat kadar arada uyudum, sabah Yeleme'ye varmıştık, şimdiden kalabalıktı dedemlerin evi, artık yazdan yaza büyük amcam ve yengem kalıyordu. Gitgide daralıyoruz düşüncesi kafamda dönüyor. Babam, küçük amcam, babaannem, küçük amcamın büyük oğlu, dedem... Bu sefer de küçük amcamın eşi olan yengemi kaybettik. Bir süredir hastalığı ağırlaşmıştı, ne kadar bekleniyordu desek de bu tip şeyler her zaman beklenmiyor bana kalırsa. Haberi aldığımızda Kozyatağı'nda bir tanıdığımızdaydık, hemen eve uğradık, iki sırt çantası hazırladık, önce Galata'ya sonra Tophane'ye gittik, yengemin çocukları olan ağabeyim ve ablama baş sağlığı diledik. Sonra biz onlardan biraz erken çıktık yola. Neyse köye onlar bizden erken gelmişler, öğlene kadar cenaze beklendi, öğlen namazı kılındı ardından, toprağa gömüldü yengem. O kadar değişik ki bu durum, ya da sıradan ama ben ilk kez yaşıyorum. Onlarca yüzlerce kişi toparlanıyor bir anda, tanıdıkları ve sevdikleri birisini kazdıkları yere gömüp üzerine toprak atıyorlar ve bir kaç saat içinde herkes yine çok uzaklara dağılıyor. Biz büyük amcam ve yengemle beraber Antalya'ya indik köydeki evi kapattıktan sonra, gece de orada kalıp sabah beş buçuk gibi kalktık, toparlandık tekrar yola çıktık. Öğleden sonra iki gibi eve geldik. İkinci trafik cezamı da yemiş bulundum, 109km/sa hızla gittiğim için. Bu kadar muntazam araba kullanıp böyle saçma sapan cezalar yemek beni çok yoruyor, 109km/sa ile ceza yediğim yolun iki geliş iki gidiş, ortası refüjle ayrılmış -otoban standartlarında- ve en yüksek kalite asfalt olduğundan bahsetmiyorum bile. Babaannem ve küçük amcamın yanına yatmış oldu böylece yengem de, oradaki insanlardan başınız sağolsun kadar sık duyduğum ama daha çok hoşuma giden bir söz ise, Allah cennette kavuştursun oldu. Önceden duymadım mı kaydetmedim mi bilemiyorum. Bunun dışında müzik işleri de enteresan gidiyor bu aralar, pek çok düzene oturdu dediğim iş bir anda yoldan çıktı, düzensizleşti, bunun yanısıra pek güzel gelişmeler de olmuyor değil, neyse bu müzik biloğu da geniş vaktim olsa baya güzel olacak ama dar vakitte yetişemiyorum. Yolda dört mevsimi çok net yaşadık, giderken aşırı derecede hissedilen ilk bahar ve her zamanki gibi Antalya'nın yazı, dönüşte Afyon sonrası yerini kar yağışına ve karla kaplı ovalara bırakmıştı. Enteresan. Enteresan olan çok şey var esas.

Cuma, Mart 12, 2010

U.S.O.


Artık ayda yılda bir yazı yazar oldum buna rağmen dün yıllar evvel edindiğim bir bilogır dostumla beraber vakit geçirdim, Eray Bey ile. Eskiden bilogır neymiş konulu bile konuştuk hakkaten neymiş yahu, şimdi ohoooo. Bunun yanısıra çok çok da eğlendik, bir de tövbe estağfurullah uzaylı gördük kimseye inandıramıyoruz. Emir Yargın Bey de ben de Eray Bey de baya baya korktuk ama ne yapalım. Bir daha oradan geçemeyeceğim sanırım.

Ayrıca geçtiğimiz günlerden iki adet efsaneyi de buraya not düşelim. Birincisi evvelki haftaki Sade konserinin kaydını izlerken tespit etiğimiz bir durum. Birinci ses diyor ki yahu o Emir Yargın'ın çaldığı enstürman ne güzel bir şey adı ne ki onun, ikinci ses de perküsyon diyor. Neyse biz çok eğlendik, ikincisi de dün oldu bir genç bana seni bir yerden tanıyorum gibi geliyor böyle Sakin ya da Mor ve Ötesi'nde falan mı çalıyorsun dedi, yok dedim, Harun'a benzetmenin bir adım ötesine geçti yani. Neyse Emir Yargın ile biz bunlara baya eğlendik, ayrıca rock korosu baya iyi bunu da belirteyim.

Pazar, Mart 07, 2010

Galoş


Galoş ile girilen yerden hayır gelmez arkadaş, ben böyle düşünüyorum son günlerde. Benim gözümde ayakkabının bir insanın görünüşündeki rolü çok büyüktür. Hani derler ya iç güzellik mi dış güzellik mi, herkes de iç güzellik deyip dışa da yansısa keşke diye içten içe dua eder; işte bana da bir ileri soruyu sorsalar peki dış güzellikte en önemli unsur nedir deseler, sanırım ayakkabı derim. Bir insana bütün olarak bakarken ayakkabılarını göremiyorsam, beynim algılamayı tamamlamıyor. İşte galoş bu noktada kritik, düşünsenize karşınızda biri var ve iç dedikodunuzu yaparken iyi mi giyinmiş kötü mü arada kaldınız, bu noktada kurtarıcı nedir? Ayakkabıları, hayır hayır dostum galoşları değil. İyice yayıldı bir de bu galoş olayı, pek çok ortama galoşla girilir oldu, iyice mutsuzum. Düşünün en sevdiğim ayakkabı giyip kafamdaki ideal kombinasyonu yapmışken, ayağıma bir çöp poşetimsi geçirmemi istiyorlar. Tıpkı ilkokulda kapağını sevdiğimiz için aldığımız bir defteri kaplamak zorunda kalmak gibi; kaç yaşına geldik hâlâ benzer çirkinliklere maruz bırakılıyoruz.

Neyse bu konuda çok doluyum daha çok kin kusmak istemiyorum. Sevgili(m) Merve Hanım'cığı Stuttgart'a gönderdik dün, nereden baksak bir dört ay kadar orada kalacak. Bu bir kaç gün interneti olmayacakmış, bunun üzerine ben de bilgisayarıma gerekli geliştirmeleri yaptım. Skype yükledim, sonradan öğrendim ki gmail'de gayet başarılı olarak hallediyormuş aynı işi ama neyse. Bir de dün mesaj atmıştım, bugün aradı konuştuk da rahatladım. El alışkanlığı mı desem -en avam şekliyle- sürekli bir telefona gidip geri geliyorum. Neyse sayılı gün çabuk geçer argümanına sıkı sıkı sarılıp; depresyona girmeyelim, Kayahan gibi şarkılar yapmayalım diyerek buradaki hayatı daha da yoğunlaştırma yoluna gittim ben de. Gerçekten gerek dersler gerek müzik işleri olarak başıma 79 milyon tane iş çıkardım. Bakalım kaçından sağ çıkacağız. Çarşamba günü Default'ta yine Sade konseri olacak, geçen konseri yazacağım ama fotoğraf geçmeyince elime diğer biloğu boşlamış gibi oldum yine de özetle derseniz güzeldi derim. Neyse aklınızda olsun.

Cuma, Mart 05, 2010

Melan


Yazacak nice nice şey birikti kafamda buraya, vakit olmuyor yine garip bir koşturmaca efendime söyleyeyim, telaş falan bu tip şeyler. Öbür biloğu dolduracak kadar da müzikal aktivite geçirdim, fotoğrafları bekliyorum, vaktim olmuyor derken onları da yazamadım. Neyse hepsinin üstesinden geleceğim de iş ki bir anda fiziksel ve duygusal depresyona girmeyeyim. Aaah aaah!